Halk Cephesi
http://www.bagimsizlik-demokrasiicin-halkcephesi.com
![]()
Açıklama No: 1 Tarih: 2 Temmuz 2008
Faşistlerin, Sömürücülerin, İşbirlikçilerin İktidar Kavgası
Sürüyor
KENDİ SAVAŞIMIZI YÜKSELTELİM
¨ ¨ Parti kapatma, Ergenekon operasyonu, oligarşi içi savaştır.
¨ ¨ Bu savaş halkın savaşı değildir.
¨ ¨ Biz hiçbirinin yanında değiliz.
¨ ¨ Bizim savaşımız Bağımsız Demokratik Türkiye savaşıdır.
Zulüm,
yalansız, dolansız olmaz. Faşizm, teröre başvurduğu kadar, demagojilere, halkı
aldatmaya yönelik manevralara da başvurur. İşte bugün yine böyle bir manevrayla
karşı karşıyayız. “Ergenekon Operasyonu”, ne darbeyi önlemeyle, ne
kontrgerillayı tasfiye etmeyle ilgisi olmayan oligarşi içi bir iktidar
kavgasının uzantısıdır.
Halk
Cephesi olarak diyoruz ki; bu kavga halkın kavgası değildir.
“Darbe yapacaklar”... “şeriatı
getirecekler” söylemleri kaplamış
durumda ortalığı. Bir taraf darbeyi engellemek, diğerleri şeriatı önlemek
adına, yargıyı, polisi kullandıkları kıyasıya bir savaş içindeler. Şu anda her
ne kadar aralarındaki bu savaş öne çıkmış görünse de, gerektiğinde halka karşı
hemen uzlaşırlar; Çünkü sömürücülerin işbirlikçilerin, zalimlerin asıl savaşı,
halka karşı savaştır. Darbe, şeriat, laiklik, anti-laiklik adına verilen bu
savaşın iki tarafı da emperyalizm
işbirlikçisi, iki tarafı da sömürücü
ve iki tarafı da halka karşıdır.
Bunlar kimdir? Bu soruyu doğru cevapladığımızda, gerici AKP’nin
“demokratlığı”nın ve “darbe karşıtlığı”nın nasıl bir demokratlık ve darbe karşıtlığı
olduğunu, laikçilerin şeriat karşıtlığının nasıl bir karşıtlık olduğunu çok net
görür ve o zaman, bu sahte ikilemin taraflarından biri olmak gibi bir yanılgıya
düşmekten de kurtuluruz.
Kavganın
bir tarafı AKP, diğer tarafı Genelkurmay’dır.
AKP,
1945’lerden beri ülkemizi Amerikan emperyalizminin sömürgesi yapan gerici
çizginin islamcı uzantısıdır. Bu geçmişini bir yana bıraksak da, sadece 5
yıllık AKP iktidarı, bize AKP’nin işbirlikçi, sömürücü ve faşizmi sürdüren bir
parti olduğunu gösteriyor.
Genelkurmay,
1945’lerden bu yana emperyalizmin ülkemizdeki gizli işgalinin ordusudur. Bugüne
kadar süregelen sömürgeciliğin ve faşizmin bekçisi odur.
İkisi
de bu niteliğe sahip olduğu içindir ki, bağımsızlıktan, demokrasiden,
sosyalizmden yana olanları susturmak, sindirmek ve yapabilirlerse yok etmek,
iki tarafın da ortak amacıdır. Tarihleri
boyunca bu amaçta işbirliği içinde olmuşlardır.
Bunlar,
neden yana, neye karşıdırlar? Büyük
şaşaalarla devam ettirilen operasyonlar, kimseyi şaşırtmasın, yanıltmasın. İki taraf da Ergenekoncudur; kontrgerilla
politikalarının savunucusu ve uygulayıcısıdır.
“Ulusalcı,
laikçi” geçinen güçlerin şeriatçılığa karşı sert tavırları da kimseyi
şaşırtmasın, yanıltmasın. Bu ülkede dinci gericiliği kullanan ve
geliştirenlerin başında onlar gelir. Halkın mücadelesini, devrimcileşmesini
engellemek için tarikatlarla işbirliği yaparken çok memnundular bu
işbirliğinden. Şimdi iktidarları zayıflayınca şeriat karşıtı kesildiler.
Her iki tarafın hukuk ve adalet
anlayışı ve uygulaması aynıdır.
Oligarşi
içi savaşta, birbirlerini yargıyı kullanmakla veya yargıya saygısızlıkla
suçlayanlar, devrimcilere, vatanseverlere karşı her türlü hukuksuzluğu meşru
görürler. Onların devrimcilere karşı savaşında, yargı, “adaletin tecellisini”
sağlayacak bir kurum değil, devrimcilerin sindirilmesi, halka gözdağı verilmesi
için kullanılan bir araçtır. Ülkemizdeki düzen hukukçuları da bu “misyonu”
benimsedikleri için, devrimciler, onlarca yıldır, her türlü hukuksuzluğa maruz
bırakılmaktadırlar.
Bunun
en son ve çarpıcı örneklerinden biri, 19
Aralık 2000’deki Bayrampaşa Hapishanesi katliamına ilişkin davada gelinen noktadır. AKP iktidarı ve
generaller, AKP’nin bürokratları ve şikayetçi olduğu yargı, bu davada
“mükemmel” bir işbirliği göstermiş, o işbirliğiyle katliamcıları zaman aşımıyla
kurtarmışlardır.
Bağımsızlık ve demokrasinin
düşmanıdırlar.
Bağımsızlık
ve demokrasi mücadelesini engellemek için her yolu mübah sayarlar. Ki bu çerçevede,
ülkemizde yıllardır infazlar, işkenceler, faili meçhuller, hapishanelerde
katliamlar devam ediyor. Bütün bunların uygulanmasında laiklik-şeriatçılık diye
görünürde birbirlerinin “gözlerini oyan”, “kuyusunu kazan” güçler, birliktedirler.
İşçiler, Köylüler, Tüm Emekçiler,
Kürt’ü, Türk’ü, Alevisi,
Sünnisiyle, Kadını Erkeğiyle, Genci Yaşlısıyla
Tüm Halkımız
Onların
savaşı, kim daha çok sömürecek, kim sömürüden daha büyük pay alacak, iktidar
koltuğunda kimin sözü geçecek kavgasıdır. Onların savaşının esası budur ve
bunun da halkın sorunlarıyla, talepleriyle bir ilgisinin olmadığı açıktır.
Bu
savaş bu nedenle bizim savaşımız değildir.
Her
iki taraf da, demokrasiyi savunmaktan, laiklikten, şeriata ya da darbeye karşı
olmaktan ne kadar çok söz ederlerse etsinler, bu onları demokrat yapmaz. Sözünü
ettikleri demokrasinin bizim demokrasimizle bir ilgisi olmadığı gibi,
işbirlikçilerin yönettiği bağımlı bir ülkede demokrasi de olmaz zaten.
Bizim
savaşımız, bizim sorunlarımızı çözecek, bizim taleplerimizi karşılayacak bir
iktidar için, halkın iktidarı için
savaştır. Devrimci bir Halk İktidarı’nın mümkün olabileceği bir ülke ise sadece
Bağımsız, Demokratik Türkiye’dir. İşte
bu yüzden, bizim savaşımız, Bağımsız Demokratik Türkiye savaşıdır.
Onların
en büyük korkusu da bu savaştır.
Bağımsız,
Demokratik bir Türkiye’de onlara yer olmadığını biliyorlar.
AKP’den
Genelkurmaya, düzen islamcılarından AB’cilere sahte ulusalcılara kadar tüm
işbirlikçiler, bağımsızlık demokrasi mücadelesini engellemeye çalışırken, bizim
görevimiz, onlar arasındaki iktidar kavgasıyla oyalanmak olamaz.
Hiçbirisinin
yanında değiliz; olmamalıyız.
Onlara
yedeklenmek, bizim sorunlarımızı çözmez ama sömürü ve zulüm düzeninin ömrünü
uzatır. Onlardan birinin tarafında olmak, bizim geleceğimizi güzelleştirmez ama
laiklik-şeriat aldatmacasının sürmesine hizmet eder.
Tek
yolumuz, bağımsızlık, demokrasi
mücadelesini yükseltmektir.
Halk Cephesi olarak, oligarşi içi iktidar kavgasına karşı, halkımızı kendi
savaşımızı yükseltmeye çağırıyoruz.
İlerici,
vatansever, demokratik tüm güçleri, oligarşi içi kavgada taraf olmaktan, o
kavgadan medet ummaktan çıkıp, kendi
savaşımızda saf tutmaya çağırıyoruz.
*
Halk Cephesi olarak ilk
açıklamamızda yaptığımız bu çağrı,
ısrarla tekrarlayacağımız çağrımızdır.
Bu
ilk açıklamamız vesilesiyle belirtmek isteriz ki, bundan böyle Halk Cephesi
adına açıklamalarımızla, dünyada ve ülkemizdeki gelişmelere ilişkin
değerlendirmelerimizi halkımızla paylaşacak, görülmeyeni göstermeye, gizlenmek
isteneni açığa çıkarmaya çalışacak, güncel olarak yapılması gerekenlere dikkat
çekecek, ve ısrarla, asıl olanı, kurtuluşun yolunu göstereceğiz.
Biz
halkız. Kendi çıkarlarının bilincine varmış, kendi gücüne inanan ve güvenen bir
halk, en büyük güçtür. Bu gücü büyüttükçe, Bağımsız Demokratik Türkiye’ye daha
fazla yaklaşacağız. Ve kuşku yok ki, er geç bağımsız, demokratik bir Türkiyemiz
olacak.
Halk Cephesi