Halk Cephesi
http://www.bagimsizlik-demokrasiicin-halkcephesi.com
![]()
Açıklama
No: 9 Tarih: 8 Kasım
2009
GÜLER ZERE ÖZGÜR!
Türkiye
Halkları! Güler Zere Artık
Özgür; Gözümüz Aydın!
Birleştik, Direndik, Sahiplendik ve Kazandık!
Türkiye
Halkları! UNUTMAYALIM! Tecrit Zulmünün
Hüküm
Sürdüğü Hapishanelerde Daha Onlarca Güler
Zere Var!
Zulmü yendik bu
kez. Zulmün, hasta tutsaklar üzerinde
sürdürdüğü “sessiz imha” planlarını bozduk.
Türkiye halkları, AKP iktidarının ve Adli Tıp
başta olmak üzere, devletin tüm ilgili kurumlarının
Türkiye hapishanelerinde insanlık dışı bir
politikayı, bir katliamı sürdürdüğünü
öğrendi. Katliamcılar deşifre oldu. Bu mücadelenin
sonunda Güler Zere’yi zulmün elinden
çekip aldık.
Aylardır
bildirilerimize, afişlerimize, pankartlarımıza “Güler Zere’ye
Özgürlük” yazdık. Şimdi bu bildirinin başına
“GÜLER ZERE ÖZGÜR”
diye yazabilmek, Türkiye halklarının zulüm karşısında
kazandığı zaferdir. “GÜLER
ZERE ÖZGÜR” diyebilmek, bu mücadelede yer alan herkesin
ortak onurudur. “Güler Zere’ye Özgürlük” sloganıyla
sürdürülen bu mücadeleye katılan, şu veya bu
biçimde katkıda bulunan herkese teşekkür ediyoruz.
Güler Zere’ye ve Hasta Tutsaklara Sahip
Çıkmak, Tüm Halkın, Tüm Solun
Sorumluluğuydu: Bu Sorumluluğu
Kararlılıkla Üstlendik.
Güler Zere,
devrimci bir tutsaktı; 14 yıldır tutukluydu ve kanser
hastasıydı. Güler Zere’nin kanser olduğunun anlaşılması
üzerine, 12 Mart 2009’da, tedavisine dışarıda devam
edebilmek için cezasının ertelenmesi talebinde bulunduk. Ve o
başvuruyla, bugüne kadar sürecek bir mücadeleyi
başlatmış olduk. Haziran ayından itibaren Güler
Zere’nin yatırıldığı Adana Balcalı Hastahanesi önünde, İstanbul Adli Tıp önünde
“özgürlük nöbetlerine” başladık. Aylardır
gecede gündüzde, soğukta sıcakta, tek bir saat bile boş
kalmadı nöbet yerlerimiz. İstanbul Taksim’de ve Anadolu’nun bir çok şehrinde, devrimci, demokrat, ilerici
güçlerin birlikteliğiyle her hafta yapılan oturma
eylemleriyle, yürüyüşlerle, açlık grevleriyle
“Güler Zere’ye Özgürlük” talebimizi haykırdık.
Merhamet değil, adalet istedik!
Talebimiz haklı
meşru bir talepti. AKP iktidarı, başından itibaren, kendi
yasalarını dahi uygulamayıp, hasta tutsakları ve
ailelerini, düzenden merhamet dilenmeye zorluyordu. Burjuva basın yayın,
haklı ve meşru talebe destek vermek yerine, iktidarın
infazına, vicdanına sığınma yolunu gösteriyordu.
Zulmün insafı da, vicdanı da yoktur. Biz, haklıydık, meşruyduk. Sonu ölüm de olsa, asla
sömüren ve zulmedenlerin merhametine
sığınmayacaktık. Bu nedenle tereddütsüz “merhamet değil, adalet istiyoruz”
dedik.
Güler Zere’nin
bir devrimci olduğunu, düzene karşı
savaştığını bir an bile gizlemeyi
düşünmedik. Onun kimliği açıktı, o
kimliği gizleyerek herhangi bir hak talep etmek, kendi
meşruluğumuzu inkar etmek olurdu. “Güler
Zere’ye Özgürlük!” mücadelesi, aynı zamanda devrimin
ve devrimciliğin meşruluk mücadelesiydi. Mücadelede
yalnız nicelikler değil, meşruluk ve ideolojik güven
belirleyicidir. Güler Zere yoldaşımızın tahliyesiyle
meşruluk kazanmıştır.
Haklı ve meşru talebimiz için
tüm solu birleştirdik, birlikte kazandık!
Tutsaklar, adı
üstünde, tutsaktırlar ve faşist devlet
karşısında korunmasızdırlar. Onların iki
koruyucusu vardır: Birincisi, inançları, ikincisi
halkları ve örgütleri. Hasta tutsakların tedavilerinin yapılmayarak
öldürülmeleri, planlı, iradi bir katliama
dönüşürken, bu görevi tüm sol birlikte
üstlenmeliydi. Bu doğrultuda bir ayrım yapmaksızın
solun tüm kesimlerine çağrı yaptık. Herkes
hemfikirdi. Elbette her kesimin bu görevi yerine getirmekteki
ölçütleri ve katkısı farklı
farklıydı, ama ortaya koyduğumuz hedef doğrultusundaki
ısrarımız ve kararlılığımız, tüm
solun birleşmesinin zeminini sağladı. Türkiye solu, hemen
her kesimiyle, aylarca tek bir pankartın arkasında
yürümesini başarabildi. Bu birliktelik, hiç kuşku
yok ki, Güler Zere’yi zulmün elinden çekip alabilmemizi
sağlayan etkenlerden biridir. Birlikte yürüdük, birlikte
kazandık. Bu onur solundur.
Halkımız! AKP İktidarı’nın Güler’i ölümün sınırına
getirinceye kadar
katliamcılık politikasında ısrar ettiğini
unutmayalım!
Türkiye
hapishanelerinde 2000-2009 yılları içinde 310’u
aşkın tutuklu ve hükümlü katledildi. Bunların
büyük çoğunluğu AKP iktidarındadır. AKP,
bu gerçeği yok sayarak, Güler Zere’yi ve onunla birlikte
üç hükümlüyü daha tahliye etmesini, insan
haklarına saygısının bir sonucuymuş gibi sunmak
istemektedir. AKP; “hasta tutsakları
özgürlüğe kavuşturan merhametli iktidar” değil,
katliamcı bir iktidardır. AKP iktidarı, Güler’le
ve hasta tutsaklarla ilgili haklı ve meşru talebimizi uzun süre
görmezden gelerek Güler’i gün gün katletmeye devam etti. Ne hukuku, ne tıp
bilimini dikkate almadan, devrimcilere
düşmanlığıyla hareket etti. Bu, bizim için
son derece açıktı. Adli Tıp Başkanı Haluk
İnce, Güler Zere’yi tahliye etmek zorunda kaldıklarında, “hastanın durumunu
düşündüğümüz kadar, toplumun bazı
çevrelerinin hassasiyetini de düşündük.” diye
itiraf etti: Bazı çevreler, Güler’in
mücadele ettiği çevrelerden, yani sömüren ve
zulmedenlerle onların bekçi köpeklerinden başkası
değildi.
Ama her geçen
gün biraz daha teşhir oldukları için bu politikayı
daha fazla sürdüremezlerdi. Katliamcılıkları, keyfilikleri
teşhir olmuştu ve kendi politikalarını savunamaz duruma
geldiler. Bir avuç hain ve işbirlikçi
dışında, bu politikayı savunabilen kalmadı. Ve ancak
bu noktadan sonra, Güler Zere’nin tahliye edilmesi gündeme geldi.
Eğer bu
mücadele olmasaydı, Güler Zere’yi de bir
çok tutsak gibi, katledecekleri kesindi. Nitekim bu kadar
mücadeleye rağmen, AKP iktidarı bu ana kadar
sürdürmüştür katliamcılığını.
Güler Zere, eğer tedavi edilemeyip ölürse, bunun tek
sorumlusu vardır: AKP iktidarı. Ve AKP iktidarından bunun
hesabını sormak görevimiz olacaktır.
Güler Zere
yoldaşımız, Cumhurbaşkanı’nın kararının
arkasından gerçeği tüm
çıplaklığıyla şu sözleriyle ortaya koydu: “Bu
karar benim sağlığıma dönmem için değil,
dışarıda ölmem için verilmiş bir
karardır.” Ama AKP iktidarı, eğer Güler Zere
ölürse bu ölümün sorumluluğundan kurtulmuş
olmayacak. Başta AKP yönetimi olmak üzere, herkes bunu
böyle bilmelidir.
Halkımız, Türkiye Solu ve
Yoldaşlarımız! Tutsaklarımıza Sahip
Çıkmaya,
Hasta Tutsakların
Özgürlüğünü İstemeye Devam Etmeliyiz!
Bir kez daha
görülmüştür ki, birleşebildiğimizde
güçlüyüz. Ortak talepler, hedefler etrafında
mücadele ettiğimizde güçlüyüz. Bunu
sürdürmeliyiz.
Ağır hasta
tutsakların serbest bırakılmaları, 2000-2007 arasında
F Tipi Hapishanelere ve tecrit zulmüne karşı sürdürdüğümüz
Büyük Direniş’in en önemli taleplerinden biriydi.
Güler Zere’nin tahliyesiyle, Büyük Direnişimiz kazanmıştır.
Güler Zere’nin cezasının ertelenmesi için
sürdürdüğümüz kampanya, bu mücadeleye yeni
bir atılım yaptırdı. Tutsaklara karşı
sorumluluğumuz, bunu sürdürmemizi gerektiriyor.
Güler Zere’yi
zulmün elinden çekip aldık. Zulmeden devlet,
haksızlığıyla, gayri-meşruluğuyla, yasadışılıklarıyla,
gerçekte güçsüzdür. Belli bir güçle, o
gücün ısrar ve kararlılığıyla
mücadelede sonuç almak mümkündür. Birleşelim,
gücümüzü büyütelim. Düzen içi
politikaların boş beklentileri yerine, halkın gücüne
ve devrimci, demokratik güçlerin iradesine,
kararlılığına güven temelinde politikalar ve
birliklerle ortak talepler için mücadeleyi
büyütelim.
Halkımız, Yoldaşlarımız!
Kanseri yenemeyiz
belki, ama zulmü yendik. Güler Zere yoldaşımız
şimdi aramızda. Şimdi kansere karşı mücadeleyi,
zulme karşı mücadeleyi ve hasta tutsaklar için
mücadeleyi onunla birlikte sürdüreceğiz. Belki kalkıp
bizimle birlikte yürüyemeyecek, ama artık o, tecrite
karşı mücadelemizin sembollerinden ve ısrarla,
kararlılıkla, birleşerek kazanabileceğimizin en somut
kanıtlarından biridir. Mütevazi zaferimizin adı şimdi Güler Zere’dir.
Aramıza hoşgeldin Güler Zere!
Zulmün elindeki
Güler Zereler, hepiniz için
özgürlük istemeye devam edeceğiz.
DEVRİMCİ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR!
Halk Cephesi